Bekarlığa Veda
Toplanın,
bekarlığa veda ediyoruz; sonunda ben de evleniyorum…
Elif, tıp
fakültesinden mezun olmuş çiçeği burnunda bir doktordu. Şimdi uzmanlık
sınavlarına hazırlanacak, zorunlu doğu görevi ve asistanlık için zorlu bir
döneme adım atacaktı. Mezun oldu diye her şey bitmiş değil, aksine yeni
başlıyordu. Kafasında bir sürü kariyer planları dönüyordu. Düşünmek bile
yoruyordu onu ama kafasına koyduğu her şeyi bu zamana kadar yapmıştı. Bundan
sonrası için de hedeflerini oluşturup başaracaktı, kendine özgüveni tamdı.
Tam hedeflerini
düşünürken karşısına Emre çıktı. O zamana kadar yaptığı kariyer planları biranda beklemeye alındı. Çünkü konuşmaları, ailelerin tanışması, söz nişan derken
kısa sürede evlenmişlerdi. Evlenmek Elif için bir kurtuluştu. Çünkü ailesinden
pek ilgi ve destek görmezdi. Bir anda onunla ilgilenen, onu bastırmayan,
hediyelerle şımartan biri karşısına çıktığı için şanslı hissediyordu.
Tozpembe
hayallerle evlenen çiçeği burnunda çift daha üç ay olmamıştı bile evleneli ama
evlendiklerinden beri mutsuzuz diye adlandırıyorlardı. Her ikisi de karşı
tarafı suçlayarak kendilerince haklı sebeplerle kavgayı büyütüyorlardı.
Emre madencilikle
uğraşan genç ve yakışıklı bir çocuktu. İnsanlar onu güler yüzü, neşesi ve
esprileriyle tanırdı. Evlendikten sonra iş yerinde herkes onun bir anda neden
mutsuz olduğunu sorup duruyordu. Onu mutsuz eden şeyi Emre de tam olarak
bilmiyordu. Ama eve heyecanla gitmediğini, eşini özlemediğini fark etti. Sahi
neydi onu Elif’ten uzaklaştıran şey? Bu sırada hastanede nöbetler Elif’i çok
yoruyor, eve geldiğinde ev işleriyle de ilgilenemiyordu. Evde çoğu akşam yemek dahi
olmayışı Emre için büyük bir sorundu.
Şile’de çalıştığı için her gün yaklaşık iki saat yol gidiyordu. Bazı sabahlar Emre’den rica ediyordu onu bırakması için. Başlarda zevkle eşinin ihtiyacınıgörmenin mutluluğu içinde bunu yapmıştı. Şimdi Elif’in nasıl ve saat kaçta
gidip geldiğiyle ilgilenmiyordu. Elif’in aldığı araba Emre’deydi. Emre
toptancıydı, mal getirip götürdüğü için araba en çok ona lazımmış gibi dile
getirirdi.
Roller
karışmıştı, dengeler bozulmuştu ama neden, nasıl ve hangi ara?
Elif ve Emre bütçelerinin üstünde bir lüks bir semtte kirada oturuyorlardı. Ama Emre tek başına kirayı ödeyebilecek bir gelire sahip değildi. Elif ben kirayı hallederim diyerek Emre’nin yükünü hafiflettiğini düşünüyordu. Çünkü aylık gelirlerinde zaten bariz bir fark vardı. Elif henüz uzman olmasa da acil serviste olduğundan tatmin edici bir maaş alıyordu şimdilik… Emre diğer aylarda Elif’in kazancıyla borçlarını kapatmaya başlamış, her gün işlerin kötü gittiğinden dert yanmaya başlamıştı. Elif ise yeter ki evde huzursuzluk çıkmasın Emre iyi olsun diye hiç düşünmeden kazancını eşine teslim ediyordu. Gün içinde iyi mi diye belki on kere arayıp soruyordu. Bir gün önce ciddi kavga etmemişler de hiçbir şey olmamış gibi sabahına kıyamayıp devam etmeyi tercih ediyordu. Ancak bir süre sonra eşinden ağza alınmayacak hakaretler duymaya başlamıştı.
Bazı hafta sonları eğer iyilerse iş stresini atması için Elif bir kaçamak tatil ayarlıyordu, Emre’ye iyi geleceğini düşünerek. Keyifli bir tatil geçiriyorlardı. Emre eğer iyi hissediyorsa dünyanın en romantik erkeği, kötü hissediyorsa da en kaba, en kırıcı insanına dönüşüyordu. Elif’i en çok üzen de buydu. Herkese neşe saçan Emre, eve geldiğinde sanki zorla getirmişler gibi bir ifadeyle, Elif’e kendini işe yaramazmış hissettiriyordu.
Elif kendine nerede yanlış yaptım diye sordu. Saçını süpürge ediyor, o yolunu değiştirip yorulmasın diye eve ekmeği bile gelirken Elif alıyordu. Kendine zaman ayırmak, kazancıyla kendine bir şey almak zaten aylardır yapmadığı bir şeydi. Kendine bir gömlek aldığı zaman ise “Devir ekonomi devri…” diyerek eleştiren bir Emre vardı. Zar zor ikna ederek gittikleri tatil kaçamaklarını bile Elif ayarlıyordu. Elif bir gün pencereden uzaklara dalmış evinin manzarasını da yeni fark etmenin üzüntüsüyle çayını içerken Emre’yi ilk tanıdığı zamanlar geldi aklına. Her şey ne kadar da anlamlı, heyecanlı, tozpembeydi. İltifatlar, hediyeler, sürprizler dünyanın en özel kadını gibi hissettiriyordu. Ama şimdi ne oldu da dünyanın en kötü kadınıymış gibi hissediyordu?
Deneyimsel Tasarım Öğretisi der ki; İnsan emek verdiğine değer verir. Ancak insan emeğini aşırılaştırırsa karşısındaki ona nanköleşir.
Elif, biraz da yorgunluğun verdiği bir hal ile Emre’ye karşı biraz daha nötr davranmaya başlamıştı. Üstüne zorunlu doğu göreviyle birkaç ay ayrı kalacaklardı. Elif bu duruma başta çok üzülürken Emre’nin tepkisizliği Elif’in vicdanını rahatlatıyordu. Ayrı kalmak, özlemek ilişkilerine iyi gelecekti. Çünkü görev yoğun ve ciddi mesai isteyen bir görevdi bu esnada sürekli eşiyle konuşamamak, Emre’nin eve geldiğinde Elif’i bulamaması birbirlerinin değerini bilmeleri açısından bir adım olacaktı. Sahi özlemeye fırsatımız bile olmamıştı ki diye iç geçirdi…
===
Deneyimsel Tasarım Öğretisi geçmiş deneyimlerle yarını şekillendiren bir gerçeklik ilmidir. Bireylerin problemlerini çözmeleri ve hedeflerine ulaşabilmeleri için ihtiyaç duydukları yöntemleri öğretir.
“Kim Kimdir”, “İlişkide Ustalık”, “Başarı Psikolojisi” programlarıyla mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara stratejiler sunar.
===
“Milyarlarca insan içinde, “bir” kişinin ne önemi olabilir ki?
Bunun cevabını o “bir” kişiye sorun!”
Yahya Hamurcu
Ne güzel bir yazı kaleminize sağlık... Denge bozulduğunda ilişkiler de bozulmaya başlıyor. Her şeyin başı denge
YanıtlaSilEmek vermeyen kolay da vazgeçer…
YanıtlaSilİnsan hayatında birlikte olduğu topluluklarda, iş, aile, arkadaş mutlaka sorumluluk alma ve verme dengesini bilmeli. Dengesini bilemediğin bir konuda ipte cambaz gibisin. Ki cambaz bir denge ile o yüksekte yürüyor. Herşeyin gerçeğini bilince konumunu koruyabilirsin
YanıtlaSilİnsan emek vermediği şeyin kıymetini de bilmez. Kendinden birşeyler kattığında ise değeri artar.
YanıtlaSilElinize sağlık 🌸
İlk başta herşey çok Güzel iken sonrası nasıl bu hale geliyordu. Çok şükür bu sorunun cevabını bulmak nasip oldu
YanıtlaSilİlişkilerde yaşanan en önemli sorun.Çok güzel bir konuya temas etmişsiniz ellerinize sağlık
YanıtlaSilİnsan emek verdiğine kıymet verir...
YanıtlaSilDenge üzerine kurulu bir ilişki uzun ömürlü olur.Aşırılıklar veya yoksunluklar her zaman sorun olur.Kaleminize sağlık
YanıtlaSilİlişkide denge nasıl bozulur...sorusunun cevabı niteliğinde bir yazı olmuş...
YanıtlaSilNe kadar da zorlaştırıyoruz hayati kendimize...
Ama ne kadar hızlı düşüyoruz ilişki tuzaklarına... Öncesinde nasıldım sonrasında nasıl olurum diye hiç düşünemiyor insan... Kör kütük tuzağın içinde buluyor kendini. Sevgi konforu tuzağa döner mi? Dönüyor maalesef.
YanıtlaSilÇok sürükleyici anlatılmış. Emeğinize sağlık 🌼
Günümüzde en çok rastladığımız sorunlardan biri.ihtiyaci olanlara yol gösterici bir yazı olmuş.tesekkur ederiz
YanıtlaSilEmek olmadan yemek olmaz derler
YanıtlaSilİnsan emekten aşırıya gidince sebep sonuç ilişkisi kuramaz ve hata miktarı artar. Vazgeçebilir ol ancak vazgeçme. Bağlı ol ancak bağımlı olma....
YanıtlaSilBiz dengeyi kuramayınca hayat nasılda bizi uzaklaştırıp dengeye getiriyor...Düşündürücü bir yazı ellerinize sağlık.
YanıtlaSilInsan bazen kocan degil mi ver tabi para nolcak diyebiliyor… Acaba oyle mi gercekten? :))
YanıtlaSilİlişkilerdeki en büyük sorun. Denge olmayınca asiriliklar başlıyor ve bozuluyor. Ellerinize sağlık
YanıtlaSil